Galeri

29

Kategoriler

Hasan Dağı Efsanesi, Hasan Dede

Hasan Dede, Neyleyim Hasan Dağı’nı;  width=

Mendilin Akıttıktan Kelli[1] Karın Suyunu!

Hasan Dağı… Ah Hasan Dağı…

Eşsizsin, teksin de neyleyim; bakışlarım kirlenmeden önceydi o.

Rüzgarın, pamuk ellerde sallanan yelpazeydi; toprağın, kardelenlerde mis gibi kokan çiçek; yıldızların, düğün eviydi gökyüzünde çıra çıra”

Tüm güzelliklerin göz alabildiğine uzanırdı önümde, yanımda, üstümde.

Neyleyim… Gözlerim takılıp kalmadı mı hamamın haspalarına[2]?

Neyleyim tuzla buza döndükten sonra dervişliğim!

BİR MENDİL KOR

Kendimce hesap yapıp karanlıkta yola koyulmuştum: Su başında sabah namazına durup Harlıdere’ye[3] tezden inerim. Aksaray’a da gün batmadan varırım inşallah. Ali Baba’ya uğrar, temizlenir; gecelerim. Ertesi sabah da alacaklarımı yüklenip…

Ali Baba, Aksaray’da hamamda çalışır. Dervişin asilidir. Yüreği pîr ü paktır.

Adımı duymuş.

Bir gün yola düşüp gelmişti Hasan Dağı’na; “Kimdir bu Hasan Dede, benden yitik midir Hak yolunda?” diyerek.

Dervişin hası olduğunu göstermek için de hamamın külhanından[4] yüklenip bir mendil köz getirmişti. Külü üflenmişinden hem…

Misafirim olmuştu.

Sohbetimiz esnasında, Hasan Dağı’nın karlı buzlu havasında, mendilinin közüyle, ısınmıştık:

“Ol” emrinden aşağı, dört tabiat, dört unsur[5]

Bezmi Elest[6] kardeşiyiz…

“Destur!”[7] Toplayıp mendilini közü, koruyla, dönüp gitmişti şafağın kızılında.

Konuşacak kimsem, danışacak dostum, can kardeşim olmuştu.

Zorlu da bir rakipti üstelik. Rakipti, çünkü Hak yoluna adamışsan kendini, en önde koşmak istersin “Dost”una.

BİR MENDİL KAR width=

Çok sıcak bir gündü. Yaz güneşi, fırın ateşi gibiydi tepemizde, Nahita[8] yanıyordu adeta, çöl ateşinde.

Hasan Dağı’nın zirvesinde, yazın bile, birkaç avuç da olsa kar buz eksik olmaz.

Karla doldurup mendilimi çıkmıştım yola. Vakitlice vardım yanına Ali Baba’nın.

Hamamın yakıcı sıcağında, epeyce makbule geçmişti kar dolu mendil. Sohbete dalmıştık yine:

Üçler, yediler, kırklar… Vahdeti vücut, a’yanı sabite, aşk, varlık ve tecellî…

Ebu Haşim, Zünnûn, Hallacı Mansur [9]…

“Hadi bana eyvallah!”Toplayıp mendilimi…

Gideydim, gidebileydim, hamamın diğer yanından çıkan hanımlara bakmadan!

Hasan Dede, Neyleyim Hasan Dağı’nı; Mendilin Akıttıktan Kelli Karın Suyunu!

YENDİN BENİ ALİ BABA

Üzgündün, sohbet arkadaşının yüreğine ateş düşmüştü.

Üzgündün, tövbesi ölene dek sürecekti dostunun, bunu biliyordun; ama yine de söyledin söylemen gerekeni: 

 

“Hasan Dede, Hasan Dede,

Duy, ne diyor Ali Baba:

Hasan Dağı’nın başında,

Ermişlik hüner midir,

Kurt, kuşun arasında?

 

Bak, asıl hüner burada:

Sınav, şehir meydanında,

Hoş kadınlar arasında;

Derviş kalmak pek de güçtür,

Aksaray Hamamı’nda.”[10]

Yana yakıla döndüm.

Hasan Dağı, öfkeliydi: Rüzgarı kaç kez yere vurdu beni. Kara bir bulut kapladı zirvesini, iri taneli yağmurları dinmedi, gözyaşlarıyla sabahladığım geceler, tövbeyle secdelere kapandığım günler boyunca.

 

MEZARIM BEKLİYOR HASAN DAĞI’NI

Hasan Dağı’nın Hasan Dede’siydim.

Allah bağışlamış mıdır ya da bağışlar mı suçumu, bilemem.

Dilimde dualarım, seccademde tövbelerim asılı durur.

Geleceği görürüm hayallerimde:

Birileri mezarımın başına gelir, Rabbime dua ederler.

Yakarmalarını dinlerim.

Benim de dualarım onlarladır.

Not: Fotoğraflar, Defter K’dan (onlar da wow.turkey.com’dan) . H.B. Bilik ve Volkan Somer’e teşekkürlerimle.

2010, Hızır Ovacık 

—————————————————–

[1] kelli: Sonra.

[2] haspa: Kızlara, kadınlara şaka veya alay yollu söylenen bir söz.

[3] Şimdiki adı Helvadere.

[4] külhan: Hamamları ısıtan, hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak.

[5] Yaratılış teorisi.

[6] Allah’ın ruhları yaratıp, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği an.

[7] destur: İzin, müsaade.

[8] Niğde’nin eski adı.

[9] Tasavvuf teorileri, ilk tarikat kurucuları veya büyükleri.

[10] Hızır Ovacık.