Galeri

06

Kategoriler

Saklı Seçilmişler: Soner Yalçın

aElimdeki kitap, Kırmızı Kedi, 2017 basımı.

 Girişi: Saklı Seçilmişler, “Erdemi zırh gibi kuşanan, fikir namusuna inanan, iktidarlara tamah etmeyen, dilinde, kaleminde hep ölçülü, entelektüel ve yüce gönüllü iki devrimci aydın: Doğan Yurdakul… Mümtaz İdil… anısına, saygıyla.” cümleleriyle başlıyor.

 Yazarı: Tanınmış gazetecimiz, kitapta, Dekart yolu yoldaşı olduğunu söylüyor. Ne demek istediğini de açıklıyor. Özetleyelim: “Bilmiyorsa doğru kabul etmeyen, analizden senteze, küçükten büyüğe adım adım ilerleyip düşüncelerini netleştiren ve nihayet sonucunu ortaya koyup genel olarak gözden geçirenlerdenim.” diyor; ama sizi uyarmalıyım, yazarı Soner Yalçın olunca, yazılanı okurken şu hükmü baştan kabullenmelisiniz: “Sağcılar kötü, solcular iyidir.” Öyle de olsa gerçekten “81 milyon”cu iseniz, okuyan, araştıran herkes kazancınızdır. Dünya görüşü, bakış açısı belli bir yazar olması, Soner Yalçın’ı daha dikkatli okumanızı sağlayabilir; ancak asla sözde birlik yanlısı kindar ve dindar olduğunu sandığınız birilerinin söylediği gibi (Canı bir şekilde yanmış kişiler ve kalabalıklar, menfaatçi ya da solun her şeyine öfkeli gruplar diline geleni söylüyor artık kendisi gibi düşünmeyene, en sünepesinden, en yetkilisine!) şu, bu yapmaz. Kulvarlarınızın taban tabana olması, bilgiye dayalı çalışmalara ve onu hazırlayıp sunanlara saygı duymanızı engellememeli.

Konusu: Tarım, toprak, GDO’lu canlı, tohum ve ürün, kimyasal gübre, zehirli ziraî ilaç; yok edilen hayvancılığımız, zehirlenen topraklarımız; sağlıksız et, süt, yem üretimi; çay, kahve çekişmesinin perde arkası; ülkemizde endemik tohumlar, yerel ırklar konusunda çıkarılan yanlış kanun, tüzük, yönetmelikler; yemek kültürümüz, sofra adabımız; köy enstitüleri, ziraat okulları maceramız; yazara gelen konuya uygun mektuplar, Atatürk Dönemi ve sonrasının mukayesesi…

Araştıran ve sorgulayan gazetecimiz, pek çok yazısında rastladığımız şirketlerle o şirketlerin arkasındaki güç odağı vakıflardan, devletlerden ve tabii “şeytan üçgeni”nden sıkça bahsediyor bu kitabında da.

 bDeğerlendirme: Kitap, epeydir adından ve içeriğinden söz ettiriyor. Yazara göre “Gerçek amacı yoksulları yok etmek olan” dev irisi devlet, kurum, vakıf veya şirketlerin yoksul, muhtaç, cahil bırakılmış ülkelerin halklarının mahvına yönelik ürkütücü uygulamaları, tarihlere, isimlere, sayılara, belgelere dayanan açıklamalar ve tabii yorumlarla sunuluyor.

Anlatılanların hiç değilse bir bölümünde: “Kendi insanları için de yapılıyor bu çalışmalar. İyi niyetli çalışmalar ile çalışanlar lekelenmemeli.” gözlüğüyle bakamıyorsunuz kitabı okurken. Üstelik onu da denemiş yazar; ancak…

 

Kabullenilmesi zor, şaşırtıcı, etkili cümleler, paragraflar var kitapta:

“… Dünya Sigara Sağlığı ile (Sigarayla) Savaşanlar Örgütü Başkanı İngiliz David Simpson gerçeği yüzümüze vurdu: ‘Biliniz ki, ABD’de ve İngiltere’de sigara içenlerin sayısı azalıyorsa, Türkiye’de içenlerin sayısı mutlaka artacaktır.’” [Şöyle mi anlamalıydık Bay Simpson’u: “Bize yararı bulunmayan, kendi halkımıza satılması sakıncalı olan, depolandığı yerde bozulmaya başlayan her şeyi, ikili anlaşmalar, yardım, destek ya da başka adlandırmalarla, KESİNLİKLE size (Hadi yumuşatalım sözcüğü.) satarız.”]

 “Atatürk sonrasında, 1939-1969 arasında ABD ile Türkiye arasında 55 ikili anlaşma imzalandı.”

“Türkiye, Dünya Bankası ile bugüne kadar 200’e yakın anlaşma imzaladı.”

 “… DP’nin kafası karışıktı. ABD ne derse uyguluyordu.”

“’Kapsamlı planlama gereksiz.’ diyorlardı.”

“’Devletçilikten vazgeçin.’ diyorlardı.”

“Yabancı sermayenin önünü açın.’ diyorlardı.”

 “… İsmet İnönü meydanlarda:’Amasya’nın elma bahçelerini sattırmayacağız.’ diyor ve şöyle devam ediyordu: ‘…Yüzyıllarca denenmiş sakıncalı usullerin, bugün marifet gibi yeniden getirilmesini kabul edemeyiz.’

 “İnönü’yü bu derece endişelendiren tarımda ne gibi gelişmeler oldu?”

 “‘Nişasta bazlı şeker’ üretimi için 1997’de Bursa’dan 213 dönüm toprak aldı (Bir önceki paragrafta adını verdiği yabancı şirketten bahsediyor.)… Burası birinci sınıf tarım arazisiydi… Buraya fabrika nasıl olurdu? İznik Gölü’nü besleyen suları çekip, pis atıklarını göndererek su havzasını bozmaz mıydı?..”

“… Daha önce 6 Türk şirketi bu arazi için başvuru yapmış, reddedilmişti…”

“(Yabancı şirketin adı verilmiş)… vd. Trakya’yı satın almaya çalışıyor. Sebebi belli…”

“Mesele sadece süt-yoğurt değil. Kaynak ve maden suları açısından dünya üçüncüsü olan Türkiye’de şişelenmiş içme suyunun yüzde 70’i yabancıların elinde!..”

Arazi kimin olmuş dersiniz?

“Tohumumuzu koruyan tüm kurumlar tasfiye edildi. Tarımsal Araştırma Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM) bağlı enstitülerde, tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) ait çiftliklerde, tohum üretip, ucuz fiyatlarla ve zamanında üreticiye ulaştırma şeklinde işleyen kamusal sistem pasifize edildi. Araştırma Enstitüleri kapatılmaya başlandı.”

“… Anadolu’yu kısır tohuma mahkûm ettiler…”

Osman Nuri Koçtürk’ten alınan bölümleri bir kez daha okumanızı öneririm.

Toprağımızın, kurumlarımızın, fabrikalarımızın, şirketlerimizin… ne kadarı bizim; paraya tapan insanlarımızın ne kadarı bizden sahi?

“Osmanlı’nın son döneminde, Avrupalıların alacaklarını toplamak için kurdukları Düyun-ı Umumiye vardı. El koydukları gelirlerden biri de tütün idi. Tütün idaresiyle ilgili Reji Dairesi’ni kurdular. Bu kurumun kendi silahlı kolcuları, vergi toplar ve vergi vermemek için kaçak tütün ekimi yapanları cezalandırırdı. Binlerce Osmanlı köylüsü bu katil sürüsü tarafından katledildi ya da hapse atıldı.”

Çok işlendi bu konu, bilginiz olmalı. Önemli olan, yaşadıklarımızdan ders alınması değil mi? Alınmış mı?!

Kitaptan aktaralım:

“TÜİK 2013 verilerine göre, Türkiye’de tütün ürünleri imalatının yüzde 89,3’ü yabancıların kontrolüne geçti.”

 “Şimdi… Bugün…”

“Dünya tohum şirketlerinin ‘tohum polisleri’ var. Sertifikalı tohumu, küresel şirketlerden aldığınızda sözleşme imzalıyorsunuz. Küresel şirketin ‘polisi’ araziye gelip tohum örnekleri alarak, kontrata uyup uymadığınızı belirleme hakkına sahip! Keza. Anlaşmanın yükümlülükleri sözleşme sahibinin bütün varislerini ve temsilcilerini bağlıyor!..”

Mutfaktaki tehlikeden kaçımızın haberi var?

İlaçtaki, aşıdaki, yiyecek içecekteki…

Kaçından haberimiz var?!

Ne demek istiyordu İngiliz, yukarıya bakınız.

“Milletin elindeki sigara paketini alıp içmeme sözü verdirmekle çözüleceğe pek benzemiyor değil mi?”

Fetvacılara da soruları var Soner Yalçın’ın:

“Sormayalım mı?”

“─ Hocam, Domuzdan yapılma yemlerle yetiştirilen hayvanları, içinde domuz katkısı bulunan GDO’lu yemleri Müslüman bir ülkeye sokmak caiz mi?”

“Ya kırmızı etleri?”

“Sahi… Kurban’da neyi kestiğinizden emin misiniz?”

“İthal hayvanların yemlerinde domuz kanı ve domuz kemiği külü olduğu sır mı? Hani Müslüman mahallesinde salyangoz satılmazdı?..”

“Yerli ırklar neden sahipsiz bırakılıp kaderine terk ediliyor?”

“Hiç tartışmıyoruz: Ne yediriliyor bu hayvanlara?”

Şarbonlu hayvanlardan kaç yurttaşımız hastalandı, biliyor muyuz? Her şeyin farkında olanlar ne karşılığında, nelere izin verdiler, veriyorlar, biliyor muyuz?!

“Ne çok yasak, ne çok gizli damgası, ne çok susturulmuş kalem…”

“Duymamışım, duyurulmamış.”

“Evet, hibrit tohumlar kısır oldukları için üreticiler her yıl bu küresel şirketlerin kapısını çalmak zorunda.”

 “Yapılanlara dayanamayıp dünya devi Syngenta’dan istifa eden Steven Smith, ölümünden önce 2003 yazında şöyle yazdı: ‘Size GDO’nun dünyayı besleyeceğini söyleyenlere öyle olmadığını söyleyin.’…”

“Tehlikenin farkında mısınız? Ki kimyasal şekerin bu tehlikeleri sır değil, 1982’den beri biliniyor.  Peki… Niye önlem alınmıyor?”

“GDO’nun sağlık üzerindeki etkileri hakkında uzman moleküler biyolog Prof. Gilles-Eric Seralini başkanlığında bilim ekibi, 24 ay boyunca …(Şirketin adı verilmiş.)’nun ‘NK603’ genetiği değiştirilmiş mısırı ve yine …’nun yabani ot ilacının (herbisit) fareler üzerindeki etkilerini inceledi…”

“Sonuç: farelerin, karaciğer ve böbreklerinde ciddî hasarlar oluştu; hızla kansere yakalanıp öldüler.”

“Keza… Yumurta öldüren bir besine dönüştürüldü.”

“Bugün…”

“Altı milyondan fazla diyabetli hastaya on milyon gizli şeker hastasını ekleyin…”

 “… Otobur hayvanlara, hayvan leşinden dönüştürülmüş yem veriliyor. ‘Deli Dana’ hastalığının sebebi bu değil miydi?”

 “Oyun çok büyük…”

Kim imzalıyor böylesi anlaşmaları? Bunlar nasıl anlaşmadır?!

Çözüm ne? Bize ait patentler mi? Yazar o konuya da değinmiş:

“… Samsung’un bir yılda aldığı patent, Türkiye’nin 50 yılda aldığının 18 katı!”

Türkiye, Irak, Suriye, Hindistan, Pakistan… Afrika’nın yoksul halkları her yalana inanıyor, hibrit tohumları, ilaçları, zehirli her türden ürünü alıyor; ülkelerine bir şekilde yerleşen yabancı şirketler, halklarını, gelecek nesillerini, topraklarını mahvediyor öyle mi?

Bana aşırı derecede abartılı gelen, ancak yazarın ciddiyetle aktardığı şekliyle amaç, her alanda robotlaşan dünyada ‘iş ortamında gereksizleşecek emekçiye, yoksula, insana ölüm!’ olabilir mi?

“147 şirket ve onların kölesi olacak bir milyar insan”a mı hazırlıyorlar dünyamızı?

Eksiği: Bugün, Rusya ve Çin’le iyi ilişkiler içinde olmamızı elbette olumlu buluyor ve destekliyoruz; ancak sevgili yazar, ideolojisine uygun davranmış demek zorunda hissediyorum kedimi. Söylemek istediğim anlamda SSCB yok, işgal ettiği ülkeler ve o ülkelerin halklarının başına gelenler yok. Çin yok. Türk Cumhuriyetleri, Uygurlar yok. Hemen ulaşabileceği nice kaynak yok…

Mahmut Esat Bozkurt’un cevabî mektubunu koltuklarım, yüreğim kabararak okudum. Bilinsin, okunsun istediğim bu mektup için yazarımıza teşekkür etmek isterim.

İmla, noktalama: Kendi yazdıklarımı tarasam nice yanlış bulurum. Bu yüzden konuya hiç girmesek mi diyorum; çünkü Soner Yalçın imla, noktalama konusunda kurallara uygun davranmıyor, kafasına göre takılmayı seviyor. Türkiye’de hiçbir açıklamanın kurtaramayacağı türden kullanımları var. Yazının bir yerinde “Fakat, keza, ama, işte…” deyip nokta, üç nokta koyuyor, sonra kaldığı yerden devam ediyor: “Fakat. Bu kısır hibrit tohumun…”, “Keza. İlaç gibi kimyasal maddeler olmadan…”, “Kruşçev’in yetkilerini kötüye kullandığını iddia ederek, 1964’te azletti. Ama. Tarım politikalarından vazgeçmedi.”, “İşte… Tarım hayatına ‘pestisit’ böyle sokuldu.”… 

“Sonuç: farelerin, karaciğer ve böbreklerinde ciddî hasarlar oluştu; hızla kansere yakalanıp öldüler.”

İki nokta işaretinden sonra aktarılan hüküm bildiren bir cümle ise o cümleye büyük harfle başlanır. Yani “Sonuç: ‘Farelerin…’” şekli doğrudur.

Anlatım bozuklukları da var.

“1985’li yıllar” ifadesi, hatalı bir kullanımdır. Tek yıldan bahsediyorsunuz çünkü.

“Siz onları değil; onlar sizi seçti.” İfadesi kapakta kullanılmış. Ne çok görürüm bu yanlışı!

Öncelikle, yüklemi, öncesindeki cümlede yer alan “değil” sözcüğünün yanına taşıyamıyorsanız anlatım bozuktur. İki cümlenin yüklemi “seçti” fiilidir: “Siz onları (seçti) değil; onlar sizi seçti.”. Ayrıca noktalı virgülün böyle bir kullanımı yoktur. Doğrusu şöyle olmalıdır: ““Siz onları seçmediniz, onlar sizi seçti.”

Sonuç: İlginç, sürükleyici, kullanabileceğiniz bilgiler içeren önemli bir kaynak.

Okunmalı.