Galeri

21

Kategoriler

Akıl, Mantık ve İslam

Akıl, Mantık ve İslam

Lütfen, ya bu yazıyı okumaya hiç başlamayın ya da bitirin okuduğunuzu.

29 Ekim 2018…

Medenî dünya yapay zekâyı konuşuyor.

 

Biz Ne Yapıyoruz?

Çağlar öncesinde Olympos tanrılarına inanıyordu yüz binler. “Tanrılarımız” diye taptıklarının nasıl doğduklarını, anne babaların çocuklarına, eşlerine, akrabalarına, insanlara yaptıklarını anlatmaya kalksanız toplumdan, çoluk çocuğunuzdan utanırsınız; öylesine korkunç, iğrenç ve kötüdür. Ancak o tanrılarla bağlantı kurduğunu söyleyen kâhinler, hemen her köşeyi dönmüş, hep elüstünde tutul1muştur. Tek tanrılı dinlerin en yaygını adına yola çıkan “din tacirleri”, zamanla işi cennetten arazi satmaya kadar götürmüştür. “Manitu”, put, ateş, ulu bitkiler, vahşi veya evcil hayvanlar, gök cisimleri adına ahkâm kesen büyücüler, rahipler ya da o inançların tebliğcisi olduğunu iddia edenler de lüks içinde yaşamış olmalıdır.

Bezirgânlar yine elüstü! Çünkü “doğmalar”ın akla ihtiyacı yok!

Okuma yazması olan veya eğitimli dindar insan, dünya elinin altında ve her kaynak böylesine yakınındayken aracılardan kurtulabilir mi bilmiyorum; bildiğim trenin geri geri gittiğidir.

Ne Yapacağız?

İslam’a inananlar doğru, iyi, güzel ve tabii gerçek olanda buluşabiliyor mu?

Hayır.

Bir parti liderimiz: “57 tane İslam toplumu vardır. Buralarda bunlar farklılık gösterebilir…” demişti bir konuşmasında.

Neden?

Çünkü inanç satıcısının aktardıkları, temel kaynaklarda bile değişiklik gösterebiliyor,

Bezirgânın ağlayarak anlattıkları tarihçinin anlattıklarına hiç mi hiç benzemeyebiliyor,

Menfaat çatışmaları saklanabiliyor,

Güvenilir kaynaklar, adı büyütülmüşler, aynı konudaki fetvalarda anlaşamıyor, “Allah’a yönelen yol”lar, bölünmelere yol açabiliyor,2

“İdareyi, gücü, serveti ele geçirme” çatışma veya savaşları, en olmadık isimlere bile ulaşabiliyor; ama yok sayılabiliyor,

Belli kişilerle ilgili hikâyelerin çoğu, akıl, mantık sınırlarını zorluyor, efsaneye, balona, yalana boğulmuş ifadelere gerçek muamelesi yapılabiliyor,

Gündelik hayatla ilgili hükümler, en temel kaynakların aktarımlarında bile değişiklik gösterebiliyor…du buralarda.

 

 “Kaç milyon insan öldü akla, mantığa aykırı olarak ahretten arazi ve huri dağıtan farklı inançların çatışmalarında, kaç milyon yok olup gitti, inançla tahtın güç savaşlarında?” diyenlere: “Din mantık dini değildir. Din teslimiyet dinidir. Mantıklı insanların yaşadığı, dindir; ama dinde mantık olmaz, Allah olur.” denilsin isteniyorsa ne yapacağız peki?

 

Sarıklı, sakallı, kendine “hoca” denilen birileri, ne demişlerdi kürsülerinden:

“… Bazıları diyor ya, ‘İslam akıl dinidir.’ Vallahi billahi değildir… Dinin akıl, mantıkla izahı yoktur. Din akla mantığa uyar mı? Çoğu uymaz…”, “Aklı kenara koymadan, vahiye uymadan cennete gidemeyeceğiz. İyi ki okumamışım okul falan ya, iyi ki okumamışım. Şu okullar nasip olmamış, şu diplomalar nasip olmamış…”

Şöyle mi anlamalıydık söylemek istediklerini: Vallahi billahi İslam, akıl dini değildir. Okula (ya da akıl ve mantığı, gözlem ve deneyi, bilimi esas alan eğitim kurumlarına) giderseniz yoldan çıkar, cennete de gidemezsiniz.

 

Allah “Oku.” ile başlamış tebliğine; insana akıl vermiş, varlıkların en şereflisi kılmış onu; pek çok ayette “… Muhakkak ki bütün bunlarda düşünen kimseler için ibretler vardır.”, “Şüphesiz ki bunlarda da düşünen topluluklar için birçok ibret vardır.”, “Anlayasınız diye böyle açık seçik3(Sayıp dökmek anlamsız, bilen, zaten nereden aldığımı biliyor.)…” yazılı; neyle anlayacağız, nasıl düşünebileceğiz anlatılanı? Kulağımızla mı?!

 

Ne çok söylenir şu söz: “Aklın almaz o işi. Bir rehberin, hocan, şeyhin olacak, ondan öğrenip…”

Kör kütük cahil insanlar dönemi, tarihin tozlu sayfalarında kalmadı mı?

Okuma yazma bilmeyen kaç kişi kaldı toplumumuzda?

Öğrenmek… “İnancımız akıl ve mantıktan yoksundur.”la başlıyorsa öğretileri, ne öğretecek gençlerimize bu fesli, sarıklı, sakallılar?

 

 “Samimi dindar, hırsızı, arsızı, dolandırıcıyı, yalancıyı, kul hakkına uzananı; işgalci ve sömürgeciyi savunmaz, savunamaz; vatanını, milletini, bayrağını, birliğini savunur.” demek istediğim için, okumayan, kopyalayıp-yapıştıran, yalancı, müfteri… nice kişi ve kurum tarafından “filanca düşüncenin adamı” etiketiyle damgalanmış olmak çok zoruma gidiyor.

Kanaatimce önünde sonunda geleceğimiz nokta şudur:

“Efendiler ve ey millet iyi4 biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir. Rüesa-yı tarikat bu dediğim hakikati bütün vüzuhiyle idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin artık vasıl-ı rüşt olduklarını elbette kabul edeceklerdir…”