Galeri

5_0

Kategoriler

Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” Adlı Şiiri 1

3“Boyun Eğmeyenler”in anlatıldığı bir kitapta Nazım Hikmet Borjenski/ Bozecki/ Bozeçki; Verzenski/ Verzanski/ Verzanskiy/ Verzansky (Kaynaklara bağlı kalmak aktaranı ne zor durumlara düşürüyor değil mi?) ya da Ran, elbette yer almalıydı ve bu şiir de elbette “Vatan Haini” adlı şiir olmalıydı.

Neden?

Bugünlerde (Çoktandır mı demeliydim?) hepimizin kafası karışık. Gerçek kötü kim, aldatılmış yığınlara, menfaatçi gruplara veya kişilere göre değişiyor.

Söz, söyleyenini bağlar; ama gerçekten şu sıra ne çok okudum, duydum şu ifadeyi ve tabii farklı kavramların kullanıldığı benzerlerini, nazirelerini bir bilseniz:

“Vatansever olan sizseniz, ben vatan hainiyim!”,

“Müslüman olan sizseniz, ben …!”,

“Millî ve yerli olan sizseniz, ben …!”…

Her türden yanlışı -üstelik sürekli olarak- yaptığını gördüğünüz kişilerin kendisi veya onların ayak takımından biri, aynaya bakıp da ona buna, “vatan haini, terörist, ş…, p…” demiyor mu çıldırıyor, öfke seli içerisinde: “Sensin sen! O dediklerinin tümü sensin!” diye bangır bangır bağırıyorsunuz ya hani, Nâzım’ı da böylesi birileri çileden çıkarmış işte:

VATAN HAİNİ

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla;

bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un.

66 santimetrekarede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali.

“Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.”

“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Evet, vatan hainiyim,

siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz,

ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan mızraklı ilmühalse, vatan polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması, topuysa,

vatan kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” [1]

Not: Dizilim, yayınlayana,  baskılara göre değişiyor. Anlaşılır şekli bu olabilir mi?

Kime boyun eğmiyor, eğmek istemiyor Nâzım?

Her türden sömürüye, her tipten soyguncuya, ağaya, vicdansız kul hakkı yiyicilerine! Emperyalizmin en iri temsilcisine ve onun gafil, saf ya da satılık emir erlerine! Sömürgeci, işgâlci, acımasız, vicdansız…  güçlerin ve oyun arkadaşlarının bir ucuna (Keşke ötekini, ötekileri de görebilseydi.)!

Şu birkaç yılda ABD ile yaşadıklarımıza bakın. İslam coğrafyasının, Afrika’nın, Uzak Doğu’nun hâline, yaşadıklarına, insanlarının çektiklerine bakın!

Ağırlıklı olarak kime boyun eğmiyor Nâzım?

Emperyalizmin en iri temsilcisine ve onun kendi dönemindeki kalemşorlarına!

Ne diyordu araştırmacı gazetecimiz:

“Atatürk sonrasında, 1939-1969 arasında ABD ile Türkiye arasında 55 ikili anlaşma imzalandı.”

“Türkiye, Dünya Bankası ile bugüne kadar 200’e yakın anlaşma imzaladı.”

“… DP’nin kafası karışıktı. ABD ne derse uyguluyordu.”

“’Kapsamlı planlama gereksiz.’ diyorlardı.”

“’Devletçilikten vazgeçin.’ diyorlardı.”

“Yabancı sermayenin önünü açın.’ diyorlardı.”

“… İsmet İnönü meydanlarda: ‘Amasya’nın elma bahçelerini sattırmayacağız.’ diyor ve şöyle devam ediyordu: ‘…Yüzyıllarca denenmiş sakıncalı usullerin, bugün marifet gibi yeniden getirilmesini kabul edemeyiz.’.”

“İnönü’yü bu derece endişelendiren tarımda ne gibi gelişmeler oldu?” [2]

Gelişme denir mi onlara? Felakettir: Şu anda kaç limanımız, bankamız, kurum ve kuruluşumuz, ne kadar toprağımız, evimiz, yer üstü veya yer altı zenginliğimiz yabancıların oldu biliyor muyuz? “Bilgi Edinme” amacıyla sorsanız alacağınız cevap ne olur?

“Yasak hemşerim!”

Sakin olup şunu da sormalıyız: Peki, o devletin desteği olmadan, yardımını almadan yayılmacı diğer ülkeden kurtarabilir miydik yakamızı?

Bilmiyorum. Ancak verdiğinin binlerce katını almaya alışmış olana, karşılığını çok ağır bedellerle ödedik, ödüyoruz, onu kabul ediyorum.

 

Epeydir, “Rol modelimiz II. Abdülhamit olamaz.” der durur birileri. Moda, onu ululamak ya hani; Nâzım’ın söylemi doğru mudur, delilsiz söyleminin ölçüsü, mantığı var mıdır, demeyi okuyanın görüşüne, yorumuna bırakıp bir bölüm taşıyalım mı ondan da bu konuda?

“Abdülhamid

Atardı Tıbbiye talebesini

Sarayburnu’ndan.

Akıntı götürmüş çuvalları

Bulamadılar.” [3]

 

Bakış Açısı Farkları

Nazım’la ilgili yorum ve aktarımlarda önceliği, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu hocalarıma versem diyorum:

Rahmetli Hocam Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş eleştirilerinde dikkatli, ölçülü davranmasıyla tanınan, abartılı derecede kibar bir İstanbul beyefendisiydi. Nâzım için: “Ona Türkiyeli şair demek daha doğrudur.” diyordu[4].

Gerekçeleri de hazırdı:

Nazım, dedesinin vaktiyle göçmüş bir Polonya Yahudi’si olduğunu söylemiş miydi?

Evet:

“Sevgilim, dayı kızım, Mehmed’imin anası,

dedelerimizden biri

1848 Polonya muhaciri.

Belkide bu yüzden bu ova bana

bizim ovaları hatırlatıyor,

yahut da bu yüzden bu Leh türküsü,

içimde, derinde, yarı aydınlık

uyuyan bir suyu kımıldatıyor…”

Türkiye’den kaçıp indiği Moskova Havaalanı’nda (ve ilgili Rus ajansının tüm dünyaya servis ettiği demecinde) : “Ben Sovyetler Birliği’nin çocuğuyum. Yirmi dört yıl (24 yıl) sonra bu büyük şehre gelirken asıl ve büyük vatanıma dönmüş bulunuyorum…” demiş miydi?

Evet.

“Beni Stalin yarattı.” cümlesi ona mı aitti?

Evet.

“Memet!

Ben dilimden, türkülerimden,

Tuzumdan, ekmeğimden uzakta,

Anana hasret, sana hasret,

Yoldaşlarıma, halkıma hasret öleceğim!

Ama sürgünde değil, gurbet ellerinde değil…

Öleceğim rüyalarımın memleketinde,

Beyaz şehrinde (Moskova’da), en güzel günlerimin…”

Yani, rüyalarının memleketi ve beyaz şehri Moskova mıydı?

Evet.

Borjenski/  Bozecki/ Bozeçki veya Verzenski/ Verzanski/ Verzanski/ Verzensky soyadını almış mıydı?

Evet.

“Öyleyse kendisi ne derse desin, ona Türkiyeli şair demek daha doğru olur, değil mi?”

“Hayır Sayın Hocam!”, “Hangi vatan haini ‘Ben bir insan / Ben Türk şairi Nazım Hikmet / Ben tepeden tırnağa insan / Tepeden tırnağa kavga / Hasret ve ümitten ibaret…’ der veya şu dizeleri ve benzeri nicelerini söyleyebilir?”, dedik mi, diyebildik mi ona?

Hayır:

Dört nala gelip uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

                bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak;

                bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu

                bu dâvet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine:

                bu hasret bizim.

Not: İmla, noktalama, dizilim yukarıdaki gibidir; düzeltilmemiştir.

Hiç değilse çektiği hasreti dile getirebildik mi? “Alnımın çizgilerine sinen memleketim…”, “Memleketim… Memleketim…” diye inleyen birinin o sözcüğe yüklediği hasrete dikkat çekebildik mi?

Hayır.

Rahmetli Hocam Ahmet Kabaklı da dikkatli davranmaya çalışan bir edebiyat tarihçisiydi. Sevip sevmemesine değil, yapıp ettiğine bakardı yazı âleminin.

Nâzım adına çok cömertti: “Türk sosyalistleri arasında bugüne kadar yetişmiş tek iyi şair şüphesiz Nazım Hikmet’tir.” diyordu[5].

Kişiye göre değişir “en iyi”. Ancak adı dünya çapında yaygınlaşanı, hakkında en fazla yazı yazılanı, ses getireni, en tanınmışı rahmetli hocamızın da belirttiği gibi, şüphesiz ve hâlâ o değil midir?

Nâzım’la ilgili öfkeli yaklaşımları dile getiren kitaplardan biri de Nejdet Sançar’ın “Nâzım Hikmet Masalı” adlı kitabıdır.

Nejdet Sançar, şairin şiirlerini, düşünce yapısını irdelediği ve milliyetçi, ülkücü, usta şairlerin şiir örnekleriyle Nâzım’ın farklı kitaplarından aldığı şiir örneklerini karşılaştırdığı kitabının sonunu şöyle bağlamış:

“… O, herşeyden çok ve herşeyden önce, alnına kendisi tarafından yapıştırılmış Türklük düşmanlığı ve vatan hainliği lekeleriyle anılacaktır.”

“Bu lekeler, kendisinin, davranışları ile hak ettiği madalyalardır. Nâzım Hikmet masalı, ilerde, daha hangi şekillere büründürülürse büründürülsün, bu iki madalyanın iğrenç ve tiksindirici hâtırası Türk milletince unutulmayacaktır. Unutulmayacağı için de, Nâzım Hikmet Verzanski, her zaman lânet ve tiksinti ile anılacaktır.” [6]

Not: İmla, noktalama farklılıkları düzeltilmemiştir.

Sonuç:

Nâzım Hikmet -en azından bazı şiirleri ve söylemleriyle- öfkeli sağın nefretini üzerinde toplamaya da devrimci, solcu, sosyalist düşüncenin belli başlı şairlerinden, temsilcilerinden biri olmaya da devam edeceğe benziyor.