Galeri

3

Kategoriler

Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” Adlı Şiiri 2

2NAZIM HİKMET RAN

Doğumu ve Ölümü: 1902’de Selanik’te doğar, 1963’te Moskova’da ölür.

Dedesi: Mevlevi Şair Nâzım Paşa’dır. Nâzım’ın çocukluk şiirleri, dedesine bağlı olarak, tasavvufî konuları da içerir.

Babası: Konsolosluk (Hamburg), Matbuat Umum Müdürlüğü, Kadıköy Süreyya Sineması Müdürlüğü (Evleri de o sinemaya yakın sokaklardan birindedir.) [7] de yapmış olan Hikmet Bey’in oğludur.

Hikmet Bey uçarı, çapkın biriymiş. Bu yüzden Nâzım’ın annesi Ressam Celile Hanım, ondan boşanmıştır.

Annesi: Ressam Celile Hanım, askerî mühendis, Gagavuz asıllı Mustafa Celalettin Paşa’nın torunu; Hindistan, Çin ve Japonya’da görev yapan, Golos Kumandanı (ve Erenköy Özel Lisesi sahibi) Enver Paşa’nın kızıdır (Enver Paşa’nın oğlunun adı Mehmet Ali, kızlarının ise Celile ve Sara Hanım’dır. “Nâzım’da dayısının epeyce etkisi olmuştur.”).

Boşandıktan sonra Yahya Kemal’le olan ilişkisi, şiirlere de taşınmıştır.

Eşleri, Sevgilileri: İlk eşi Nüzhet, Yugoslavyalı bir bayan, Piraye, Münevver, Ludmilla (Lena), Vera Hanımlar.

İlk sevgilisi vali kızı (II. Abdülhamit Dönemi) Sabiha Hanım’dır. Sonrakiler içinde Doktor M.A.nın baldızı Azize Hanım, “Lâdes” ya da “Gölgesi” diye adlandırıp şiir yazdıkları, Semiha, Sofya, Zeynep ve son olarak da Galina Hanım dikkati çeker.

 “Nâzım, çapkın mıydı?”

Öyle de yorumlanabilir.

Münevver Hanım’a haksızlık yaptığı gün gibi aşikârdır da “Artık Rusya’dadır ve dönüşü olmayacaktır.” savunması yapanlar da vardır.

Rusya’da uzun yıllar Vera Hanım’la birlikte olmuştur.

Oğlu: Oğlu,  Mehmet Andaç’tır.

Babası hakkında söyledikleri dikkatinizi çekecektir sanıyorum:

“Evet, babamın şiirleri güzeldir, büyüktür; ama sadece Türkiye’de yazdıkları. Geri kalanlar… geri kalanlar, kendisinin de söylediği gibi, sadece ruble için…”

“Fazla ileri gitmiyor musun?”

“Hayır, fazla ileri gitmiyorum. Sadece ruble için. Babamın Rusya’da iken, istediği kişiye otomobil hediye etme hakkı vardı. Babamın parası, refahı vardı. Alın bakın babamın yazdığı oyunlara… Oyun mudur onlar? Para için yazılmış eserlerdir sadece.”[8]

Röportajı yapanların gördüğü manzara şudur:

“Memet babasından, Nâzım Hikmet’ten katiyen bir baba gibi bahsetmemektedir. O, bir yabancıdır Memet için. Konuşmalarda Nâzım Hikmet’in ismi geçtikçe memet rahatsız olmakta, bu rahatsızlığını açıkça göstermekte ve hatta açık açık söylemektedir…”

“Oğul, babasına olan yabancılığını, hatta, kelime çok ağır kaçmasına rağmen, nefretini her fırsatta bağırmaktadır…” [9]

Annesiyle kendisi terk edilmiş bir çocuğun babası hakkında başka şeyler söylemesi de beklenebilir mi bilemem; bildiğim, bunun zor olacağıdır.

Eğitimi: Göztepe Taş Mektep, Galatasaray, Nişantaşı Numune,  Heybeliada Bahriye’de okur, hastalanınca beş yılın ardından Heybeliada Bahriye’den ve askerlikten ayrılır.

Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre Bolu’da öğretmenlik yapar. Anadolu’da savaş şartları yaygınlaşınca, İnebolu üzerinden Rusya’ya geçer (1920).

 Moskova Üniversitesi’nde sekiz yıl eğitilir:

“24 saatta 24 saat Lenin,

24 saat Marks,

24 saat Engels,

yüz dirhem kara ekmek,

20 ton kitap…

Balı, çorbası, tüfek talimi, tiyatro…”[10]

 Not: İmla, noktalama, dizilim yukarıdaki gibidir; düzeltilmemiştir.

 1928’de “Moskova’da yetiştirilmiş bir komünist” olarak Türkiye’ye döner.

1931-1936 yılları arasında bazı gazete ve dergilerde çalışır ya da en azından şiirlerini, yazılarını yayınlama fırsatı bulur.

1938’de tutuklanır. Suçu, “Harp Okulu’nda komünizm propagandası yapmak”tır:

Yalan yanlış bilgi aktarımlarından sıkılanlar için, o günleri birlikte yaşadığı en yakın arkadaşından aktarayım mahkemenin kararını:

“İlk tanışmamızdan on yıl sonraydı. Yani 1938… Nazım altı ay önce başka bir davadan 15 yıla mahkûm edilmişti. Cezası kesinleşti…  Cezaevinden alınıp… Donanma Askerî Mahkemesi’ne getirildi. Orada da 20 yıla mahkûm oldu. Kanun gereğince iki ceza birleştirildi… 35 yıl böylece 24 yıl 4 ay 14 güne indirildi…”  [11]

1950 affından yararlanır, 13 yıl sonra hapisten çıkar.

Beş yıllık askeri eğitimine rağmen yeniden askerliğe çağrılmasını, öldürülme planı olarak algılar. Resmî izinleri almadan Rusya’ya gider.

1951’de Türk vatandaşlığından çıkarılır (Resmî Gazete 15 Ağustos 1951).

Polonya vatandaşı olur.

Çoklukla Sofya, Varşova ve Rusya’da kalır; fakat komünizm propagandası yapma göreviyle pek çok ülkeye gider. Eserleri o dönemin Doğu Almanya, Fransa, Bulgaristan, Lehistan, Macaristan, Çekoslovakya, Vietnam, Küba… yani SSCB döneminin etki alanındaki ülkelerde ve Türk topluluklarında,  Afrika’daki sol düşünceli yöneticilerin yönetimindeki ülke veya kavimlerde yayınlanmıştır.

Geniş bilgi için bakınız: Bu Dünyadan Nâzım Geçti: Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1965.

Sanatı, Sanatçılığı:

İlk şiirleri halk şiiri tarzında, tasavvuf dâhil, halk şiiri şekil ve muhtevasındadır.

1920’de Moskova’da başlayan eğitimi ile halk şiiri tarzından uzaklaşır. Fütürizm’e yönelir, ideoloji muhtevalı, coşkulu, güçlü, üst perdeden sesler ve hece bölünmeleri de içeren denemeler yapar, makine sesleriyle bangır bangır bağıran bir üslupla yazılmış şiirlerle kendisini gösterir.

O, yeni bir söylemin, yeni denemelerin başarılı olmuş şairidir. Kasetlere okuduğu şiirlerindeki bölünmeler (kasetlerini almış veya dinleme fırsatı bulmuşsanız) dikkatinizi çekmiş olmalıdır:

“Ben yanmasam

       Sen yanmasan

             biz yanmasak,

nasıl

      çıkar

            karan-

                  -lıklar

                         aydın-

                              -lığa…

Hava toprak gibi gebe,

Hava kurşun gibi ağır.

Bağır

       bağır

             bağır

                   bağırıyorum.

Koşun

    kurşun

           erit-

               -meğe

                    çağırıyorum…” [12]

 

“…

dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla, dalga gibi

            dağ-

                -lar-

                    -la…”[13]

Not: İmla, noktalama, dizilim yukarıdaki gibidir; düzeltilmemiştir.

Türkiye’ye dönüşünde ve hapishanede kaldığı 13 yılda, zorlayıcı şartlar dolayısıyla ya da “Garipçiler”in etkisiyle gündelik hayata, işlere dönük, daha uysal, daha durulmuş şiirler yazar.

1950 affı sonrasından ölümüne kadarki diğer 13 yılda, yani Moskova’ya izinsiz gidişinden sonraki 13 yılda ise yeniden yirmilerin, otuzların havasına bürünür.

Peyami Safa’nın aktardığı gibi “Rus şair Viladimir Mayakovskiy taklitçiliği”, Rus Türkolog Mihaliov’un aktardığı gibi “S. Yesenin etkisi”, abartılmış mıdır? Mevlana, A. Haşim, M. Emin, Garipçiler… türünden esin kaynaklarının etkisi hangi boyutlardadır, tarafsız kişilerin örnek ve değerlendirmeleriyle yeniden ortaya konmalıdır.

Yukarıda yer alan değerlendirmeler, okuyucuyu yanıltmasın. Komünizm karşıtlarının, kendisini ülkücü, milliyetçi veya sağcı diye niteleyenlerin, dindarların… öfkesini anlamaya çalışmak, onların şaire dönük hakaretlerini kabul etmek anlamına gelmez.

Abartılı yermelere katılabilirsiniz de; ancak insaflı bir eleştirmen, hangi düşünceyi destekliyor olursa olsun, sanırım şunları söylerdi:

“Şairin kendisini nasıl nitelediği (“Türk şairi”) bellidir.”

“Ölmek istediği ilk şehir (“İstanbul”, dolayısıyla ülke Türkiye) , gömülmek istediği yer ve gömülmek istediği mezar (Anadolu’da yol üstü bir ağaç altı) bellidir.”

“Ülkemizden ayrı düşmüş olması dolayısıyla çektiği hasreti dile getiren dizeleri ortadadır (Zıtlarını hangi şartlarda yazdığına bakıp empati yapınız.)…”

“Nâzım’ın şiirlerini, bestelenmiş dizelerini, yazılarını ve tabii varlığını, Türkçenin ve ülkemizin kazancı olarak görmeli ve düşmanca yaklaşımlar sergilemek yerine, yaşadıklarını insafla değerlendirmeye çalışmalıdır.”

Katılır ya da katılmazsınız.

ESERLERİ:

835 Satır (1929)

Jokond ile Si-Ya-U (1929)

1+1=1 (1930)

Sesini Kaybeden Şehir (1931)

Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? (1932)

Gece Gelen Telgraf (1933)

Portreler (1935)

Taranta Babu’ya Mektuplar (1935)

Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)

Kurtuluş Savaşı Destanı (1965)

Şu 1941 Yılında (1965)

Saat 21-22 Şiirleri (1965)

Dört Hapishaneden (1966)

Rûbâiler  (1966)

Yeni Şiirler (1966)

Memleketimden İnsan Manzaraları I-V (1967)

Kuvayı Milliye (1968)

Son Şiirleri (1970)

[1] Nâzım Hikmet: Yeni Şiirler, TİSA Matbaacılık Sanayi Ltd. Şirketi, 1970.

[2] Soner Yalçın: Saklı Seçilmişler, Kırmızı Kedi, 2017.

[3] Nâzım Hikmet: Son Şiirleri, Asya-Haşmet Matbaası, 1970.

[4] Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş: Gece dersi sohbetleri; Nazım Hikmet Meselesi, 29 Şubat 1968, Sabah.

[5] Ahmet Kabaklı Türk Edebiyatı- C. III, Nazım Hikmet, s. 571.

[6] Nejdet Sançar: Nâzım Hikmet Masalı, Afşin Yayınları, İstanbul, 1975.

[7] Bakınız: Peyami Safa: Biraz Aydınlık, 05 Ağustos 1935, Hafta dergisi; Bu Dünyadan Nâzım Geçti: Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1965; Nejdet Sançar: Nâzım Hikmet Masalı, Afşin Yayınları, İstanbul, 1975.

[8] Milliyet, 30 Mart 1970, Nâzım’ın Oğlu Memed, Röportaj: Halit Çapın, Orhan Türel.

[9] age. Halit Çapın, Orhan Türel.

[10] Nâzım Hikmet: Sesini Kaybeden Şehir, Orhaniye Matbaası, İstanbul, 1931.

[11] Bu Dünyadan Nâzım Geçti: Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1965.

[12] Nâzım Hikmet: Sesini Kaybeden Şehir, Orhaniye Matbaası, İstanbul, 1931.

[13] Nâzım Hikmet: 835 Satır, Milliyet Matbaası, 1929.

“Nazım Hikmet’in Aşkları” konulu gazete, dergi yazılarına da bakınız.

Boyun Eğmeyenler; Baskıya, Zulme, Yanlışa Direnen Şairler; Bir Şiir, Bir Şair’den: Hızır Ovacık