Galeri

01

Kategoriler

Nereden Nereye

Milliyet, 26 Ocak 1975Bugünleri Türkiye’de yaşayanlar sanırım şu hükümde birleşebilir:

“Hiçbir dönemde politikacılarımız toplumu böylesine bölmemiş, bu derece hoşgörüsüz olmamıştır.”

Eskiler -kesinlikle- daha hoşgörülüydü:

Kendisiyle röportaj yapan gazeteciye bakınız Demirel ne demişti?

“Bu bir anlayış meselesidir. Politika hayatına girenlerin, o hayatın yapısında, cibilliyetinde tenkidin, hicvin bulunduğunu da kabul etmeleri lazım. Yaptığınız her şeye, herkes, iyi demez. Dememesi de lazımdır. Bu gerçeğin karşısında şayet, aşırı bir alınganlık içerisinde hareket edilirse hizmet görülemez…”

30 Kasım 1969, Cumhuriyet, Demirel’le röportaj.

Kendisiyle röportaj yapan gazeteciye bakınız Ecevit ne demişti?

“Ne şahsıma karşı yazılan hicivlere, ne de yapılan tenkitlere kızarım. Beni tek üzen gerçeklere aykırı bir şeyin (Yazının devamında bu tür eleştirilerin yüzde yüz karşı olduğu kişiler için yazılmış olsa bile kendisini aynı şekilde üzdüğünü belirtiyor.) yazılmasıdır…”

3 Aralık 1969, Cumhuriyet, Ecevit’le röportaj.

Kendisini ağır bir şekilde hicveden Ümit Yaşar’a Erbakan ne demişti?

Destek almakta geriden

İnat ettin profesör,

Gericiliği yeniden

İcat ettin profesör.

 

Olmaz din madrabazlığı,

Etmesen bu canbazlığı,

Yazık! Sönmüş yobazlığı,

Azat ettin profesör.

 

İlmini, irfanını da,

Bir kürsünün şânını da,

Adını, ünvanını da

Berbat ettin profesör.

 

madrabaz: Çıkar sağlamak için dürüst olmayan yollara yönelen kimse, dolandırıcı.

Mahkemeye verdi, o da ona hakaret etti, peşine adam taktı, gerekeni yaptırdı… desem (Bunlar da nereden çıktı, diyorsanız, çok büyük bir ihtimalle Türkiye’de yaşamıyorsunuzdur.), güler geçersiniz.

Eleştirilere karşı en sakin tavırlı politikacılarımızdan biriydi çünkü.

 

A. Türkeş ne demişti?

“Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez (yok edilemez).”

“Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir: Bozgunculuğa, tembeIIiğe, ahIâksızIığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.”

Bakınız: Ocak aktarımları ya da “En Güzel Alparslan Türkeş Sözleri”.

 

Neden ikide bir aklıma Namık Kemal’in şu beyti takılıyor bilmiyorum:

25. Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet

      Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Zulümle, işkenceyle hürriyeti, insanlardaki özgürlük düşüncesini, düşüncelerini özgürce açıklayabilme arzusunu ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde ilahî bir güç görüyorsan -ki bu mümkün değildir- insanoğlundan idraki, yani algılama, kavrama gücünü kaldırmaya çalış.”

Kaç kişi davalı, kaç kişi içeride, kaç kişi tazminat ödedi ya da ödeyemediği için…

Off… Politikacılarımız böyle mi yapmalı, yapacak artık?

 

Osman Bölükbaşı ne demişti:

Sarmış bir taassup, vicdanlar kara,

Siyaset açıyor durmadan yara,

Allahlaşmış hâşâ, ikballe para,

Bu gidişin sonu, karanlık dostlar.

 

Kardeşlik aradık, nifakı bulduk,

Her gün biraz daha kin ile dolduk,

Huzuru kalmamış bir millet olduk,

Bu gidişin sonu, karanlık dostlar.

 

Gözleri kaplamış hırstan bir perde,

Bulalım diyen yok, deva bu derde,

Tecrübesiz kaptan, dümenin nerde?

Bu gidişin sonu karanlık dostlar.

 

taassup: Bir görüş, kanı ya da tutumun tartışma ve eleştirilere kapalı tutulması ya da en aşırı biçimiyle benimsenmesi durumu;  bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, bağnazca davranış, taassup, fanatizm, mutaassıplık.

ikbal: a. Baht açıklığı veya yüksek bir makama, duruma erişmiş olma durumu. “ b. tar. Odalık. c. esk. İstek, arzu.

hâşâ: a. Bir durum veya davranışın kesinlikle kabul edilmediğini anlatan bir söz: b. Dine aykırı görülen bir ihtimalden söz edilirken kullanılan bir söz.

nifak: Geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk.

hırs: a.Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku: Para hırsı. Şöhret hırsı. b. Öfke, kızgınlık.

 

Yeter artık! Seçim dediğiniz şey, bunca ayrıştırmanın, hakaretin, kaba söylemin gerekçesi olamaz. Yeterince bölündük ve bölen dilden, öfkeli konuşmalardan, herkesi terörist, vatan haini ilan etme kolaycılığından fena hâlde sıkıldık biz!

Biraz aynaya bakın ne olur.

 

Bakınız: Hiciv ve Mizah Antolojisi, Hilmi Yücebaş, İstanbul, 1976.