Galeri

01

Kategoriler

Susturmak Kaybettirir

ay mı Dünyamızı yaşanmaz hâle getirenlerin sayısı sandığımız kadar çok değildir. Güçleri de, başlangıçta, varlıkları kadardır. Her türden yıkımın gerçek nedeni, onlara kalıcı iktidar sağlayan menfaatçi, fırsat düşkünü ikbal avcıları, kalemşorlar ve tabii tembel, korkak, nemelazımcı, seyirci, çoklukla da okumaz yazmaz yığınlarıdır.

Türlü gizli pazarlıklarla ve dış desteklerle koltuk sahiplerinin (temizle kirlinin, kirli ile çok kirlinin…) yer değiştirebildiği toplumlarda, çapsız hırs küpleri yönetici olmuş, çözümü olmayan hatalar ya da kalıcı yanlışlar yapmışlarsa, hukuk, adalet, özgürlük, insan hakları, vicdan benzeri kavramlarla dürüst insanlar yollarına dikilir. Bal tutan parmağını yalamaya devam etmek isterken veya kendisini ceza yasalarından kurtarmaya çalışırken bunlara saldırırsa rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk, baskı, sansür, zulüm, ihanet alır başını gider.

Sorunlar, satın alınabilen, korkutulan veya kandırılabilenlere eklenenlerle katlanır.

Yapılan nice yanlışın, hatanın, onuru zedelenen, yaralanan veya yok edilen insanın, buharlaşan millî servetin bedeli bir süre ödenmez. Miadı dolmamış rüşvetçi koltuk düşkünü, hırsız makam sahibi, çapsız yönetici tekrar tekrar parlatılır.

Önünde sonunda ne mi olur?

Önce miadı dolmuş “saklı seçilmişler”, sonra tüm toplum kaybeder.

Örnek mi istiyorsunuz? Diktatörlüklere, geri bırakılmış toplumlara, Orta-Doğu’ya, Uzak Asya’ya, Güney Amerika’ya, yer altı, üstü zenginliği bulunan Afrika ülkelerine, tarihe, uzatmayayım, nereye isterseniz oraya bakın.

“Bizde yukarıdakiler asla olmaz.”, peki; peki de elindeki kalemi kıran eski destekçilerin söyledikleri, yazdıkları veya muhalif medyada yer alan haberlerin bir bölümü değerlendirildiğinde hemen sıralanabilecek aşağıdaki yorumlara ne diyeceksiniz? Yani:

Niceden beri hor görülen, ezilen öfkeli yığınlar adına yola çıkanlar, duracağı noktayı çoktan aşmış, birilerinin Anayasa, kanun, hukuk, insan hakları, merhamet, vicdan demeden yaptıkları, onların geçmişte yaşadığı sıkıntıların benzerlerini -belki yüzlerce kat fazlasıyla- yaşayan insanların birleştiği bir karşı cephe oluşturmuş;

Kendilerini uyaran her türden objektif söylem sahibini, kişiyi, grubu “vatan hainleri, terörist yığınları” içinde gösterme, işsiz bırakma, hapse tıkma kolaycılığına yönelindiği için karşılarına dikilenlerin sayısı çığ gibi artmış;

Dava” dedikleri şeyin -kişisel hırslar ve yanlışlarla, hukuk tanımazlıkla neye döndü ise artık ve her ne ise o- yandaşı olarak yola çıkanların gerçekte olanı ortaya koyanlarına, dürüst görevlilerine yapılanlar, kendilerini destekleyen kalabalıkları bile ürkütmüş veya en azından onları dahi bıktırmış;

Neredeyse “Demokrasilerde seçim her şeydir.” demeye getirenlerin belediye seçimlerinin bir bölümüne müdahalesi vatandaşı şaşırtmış;

Belli kanallarda yalan dolan, şişirme, balon ve “siyasetçiye yaranma telaşı” kusma hissi verecek seviyelere çıkarılmış, gözümüzün önünde gerçekleşen nice yanlış, hata, kusur… perdelenmiş ya da kat kat makyajlanarak allanıp pullanmış;

“Bize liste gelir. O listeye göre… Fabrika bizim…” itirafı, şımarıklığı, “Komşusu açken tok yatmak istemeyen” samimî dindarı üzmüş…

“Akıllısı kaçtı… Adliyelerde bilmem ne pazarı kuruldu… Merkezden gelen listelere göre…  Fabrika bizim partinin… Sırtımı ağaya dayadım… ‘Talim şeyini gömdüğümüz yerden çıkarıp…’, ‘Silahlanın!’…” türünden söylemler veya haberler halkı korkutmuş… (Off… Hangi birini sayayım?) olabilir mi?

Annemsin, bacımsın, kardeşimsin de

Hırsıza, yolsuza kul ettin bizi.

Elimde, avcumda kalan sensin de

Erdemlerimizle pul ettin bizi.

Birileri, hiç değilse gerçeğin fotoğrafını çekse, vicdanı olana faydası olacak. Yapamıyorlar! Korkuyor ya da ihanetle suçlanmaktan çekiniyorlar. Çamura bulayıp eleştirdikleri adamlar kadar bile cesaretleri yok. O adamlarsa nöbetçi mahkûm sınavı sırasına girmiş sanki. Anketlere, haberlere, tarafsız hukukçulara, olan biteni fark edebilen herkese göre iyice yamulmuş terazinin karşısına dikilip yiğitçe düşüncelerini savunmaya devam ediyorlar.

Haksızlık etmeyelim, öyle mi?

30 yıllık dil işe yaramayınca barış dilini denedik, olmadı; peki…

Şunu bunu aynı yolun yolcusu sanıyorduk, aldatıldık, peki…

Sömürgeciler bize onu bunu vaat ettiler, kandırıldık, peki…

Pijamalı kardeş bizi yanılttı, sınırlarımızda beka meselesi oluştu, peki…

Off… Hangi birini sayayım?

Tümüne peki, peki de:

Madem yandaşısınız, neden yanlış yapanlara, gerektikçe:

Sömürgeciyi korkutacak güce ulaşmanın denenmiş ancak çağa uymayan ve zaten başarısız olmuş ideolojilerini yeniden diriltmeye çalışmak, yöneldiğimiz âlemden kalıcı ve güvenilir bir dost bulunacağını sanmak, rol modelimiz olarak II. Abdülhamit’i seçmek yanlış.”,

Sömürgecilerle yapılan dış politika ve tarım konulu anlaşmalar yanlış, bunlara dayalı kanunlar hatalı.”,

“Sizden çok önce uyanmış, yanlışa karşı çıkmış kişilere de, halkın neredeyse yarısına da, manava, kasaba, kabzımala, ona buna da ‘terörist’, ‘vatan haini’ damgası vuruyorsunuz, bu doğru değil.”, 

“Yargı hatalı hükümler veriyor. Eskiyen yüz, gittikçe yukarıdan bakan kibirli söylem, kaba, hakaret dolu cümleler ters etki yaratıyor…” (Off… Hangi birini sayayım?) demediniz ya da demiyorsunuz?

 

“Filanca kanalın TÜSİAD haberini izlediniz mi?” diyenlere, “İyi de kanalların %90’ı böyle, bırakın şu kanalın yakasını artık; Anayasa’yı, kanunları, demokrasiyi, Cumhuriyeti, insan hakları ve özgürlükleri, hiç değilse gerçeği savunan kaç kişi kaldı oralarda?” demek geçmiyor mu içinizden?

Adam TÜSİAD Başkanı. Saygın, saygılı görünüyor. Eleştiriyor, ama gerçeklerin fotoğrafını çekiyor. Diyor ki:

“… Hepimizin bildiği, gördüğü gibi, ‘Güçlüyüz!’ demekle güçlü ülke olunmuyor. Ülkeleri güçlü yapan çok önemli değerler var: özgürlükler, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı…”

“ Toplumumuzu ortadan ikiye bölen söylemler yarınlarımız için en büyük tehdittir… demokrasi kısa vadeli siyasal hesaplara kurban edilmemeli… Ortadoğulaşan bir Türkiye’nin Batı’da hiçbir ağırlığı olmaz… Türkiye’nin güçlü ülkeler liginde olması ancak çoğulculuk, adalet, hoşgörü, kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve çağdaş bir eğitim sistemi ile mümkündür.”

“Hepimizin istisnasız Atatürk’e ve Cumhuriyet’e minnet borcu var.”

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan sanayici,  yerli otomobile el veren birkaç kişiden biri, “tarım” diyor “tarım”, “tarım”!

 

“İthalata bağımlı hâle gelmemek için tarımsal üretimi artırmak zorundayız. 80 milyonluk bir ülke olarak, Türkiye’nin gıda güvenliği ve güvenilirliğinden taviz vermesini kabul edemeyiz. Tarımı ihmal eden ülkeler geleceklerini tehlikeye atar. Biz ihmal etmeyelim. Tarıma, sanayileşme kadar önem vermek, yatırım yapmak durumundayız.”

İkili anlaşmalardan, çıkarılan kanunlardan, mirasçıları dahi filanca tohuma mahkûm eden hükümlerden, köylü, çiftçinin yakınmalarından haberi var.

“2007’den 2018’e dünyada gıda fiyatlarındaki artış sadece yüzde 10 (on) olmuş. Ülkemizde ise yüzde 200 (iki yüz).” diyor.

Neden? İthal edildiği için olmasın?!

Yanlış politik tercihleri görüyor ve uyarısını şöyle özetliyor:

“Susuzluğu gidermek için zehir içilmez!”

 Hani “üç kıtaya hâkim bir dev”din;

Âdildin, haklıya, suçsuza evdin?

Ne ara hukuksuz olanı sevdin;

Kapı kullarına çul ettin bizi?

Baskı, yanlış, çirkin söylem, hukuksuz yargı, suçlu şımarıklığı öyle derecelere tırmandı ki yalnız suçlu olanlar değil, parası, eğitimi olan, iş bulanlar, ülkemizi terk edip gerçek demokrasiyle yönetildiğini düşündükleri ülkelere gidiyor.

Toplumu birleştirmekle görevli makamlar, tam tersini yapıyor, ayrıştırıyor!

Yargı caydırıcı olmuyor, medya kör, siyasetçi görmezden geliyor.

Ülkemizi bu hâle getirenlerin -her kimse onlar- hiç mi günahı yok?

Şarkı türkü bitti biter, ne kader…

Kuş, kelebek gitti gider, bin keder,

“Önemli” sandığın kaç kuruş eder?

“Cahil Karunlar”a fol ettin bizi.

Dünya, yeniden savaş alanına dönüştürülmek isteniyor, milyonlar bombalarla, fiyatını bilmediğimiz mermilerle defalarca yok edildi, yetmedi; tohumla, ilaçla, paketlenmiş yiyecekle, ne idiği belirsiz yemle… yeni yok etme planları yapılıyor.

Günahsız yığınlar, sömürgecilerin yeni hedefleri doğrultusunda aç, işsiz, evsiz, topraksız, vatansız bırakılıyor, bırakılacak…

 

Uyansak artık.